Solunum yollarının açık tutulması ne işe yarar

Bronşitte görülen belirtilerin açıklanması, hastalıkta ortaya çıkan işlevsel değişimlerin ve yapısal bozuklukların kavranmasını zorunlu kılar. Solunum yollarında normal olarak bulunan mukus salgı koyulaşır, Bu, mukoza zarlarının ve bu zar içinde bulunan salgıbezlerinin kalınlaşmasının sonucudur. Bu gelişim, borularda daralmaya yol açar. Bazı bronşlar, tekrarlayan iltihaplar sonucu mukoza zarlarını kaybederler, tıkanarak, bunların devamı olar akciğer keseciklerinin sönmesine yol açarlar.

Amfizem, akciğer kesecikleri arasındaki bölme[erin yırtılmasına yol açar. Böylece oksijen alışverişinin gerçekleştiği alan küçülmüş, akciğerlerdeki damarların çevresindeki esnek dokunun yerini, esnek olmayan bir yapı almış olur. Bu durumda, soluk verirken solunum boruları gereğince açılamaz ve çabuk kapanırlar. Havasını boşaltmakla yükümlü oldukları akciğer kesecikleri artık yeterince boşalamazlar. Amfizemli hasta, yeterli miktarda havayı akciğerine alabilmek için göğsünü genişlemiş bir durumda tutar. Bu durum, normal ve sakin bir dinlenme anında yeterli oksijeni sağlayabilirse de, fiziki çaba sırasında ihtiyacı karşılayamaz. Solunum borularının daralmasına yol açan bu değişiklikler, artık düzeltilemez bir devreye ulaşmıştır. Bu durumda görülen nefes darlığı, astımlı hastalardaki nefes darlığına benzerse de, astımlılarda tıkanıklık, özellikle erken devrelerde sürekli değil geçici büzülmelerin sonucudur. Akciğer dokusundaki bu yapı bozuklukları akciğere gelen kanın yeterince temizlenememesi sonucunu doğurur. Kanda az oksijen ve çok karbon dioksit bulunur.

Süreğen bronşite has röntgen bulguları yoktur. Geniş kan damarlarının daha belirli bir hal aldıkları dikkati çekebilir. Amfizem varsa, akciğer röntgen filmlerinde akciğerlerin genişledikleri, diyaframın düzensiz ve yatay bir duruma geldiği, kalbin ekseninin dikey yöne yaklaştığı görülür. Bu bulgular astımda da vardır, ileri derecede amfizemde küçük damarların normal görünüşleri kaybolur.

Balgamın yukarıda belirtilmiş olan nitelikleri ve içindeki mikropların tanınması dışında, akciğer görevini değerlendiren inceleme metodları da yararlı olabilir. En çok kullanılan değerlendirme yolu, bir saniyedeki mecburi soluk verme hacminin tesbitidir. FEV rumuzu ile belirtilen bu birim, ekseriya soluk alıştan sonra, bir saniyede dışarı atılabilen hava hacmi olarak tanımlanır. Saniyede ya da dakikada litre olarak gösterilen akım hızı da (PEF), ekseriyetle bir soluk almadan sonra sağlanılabilen hava akım hızıdır. Bu iki değerin düşmesi, solunum yollarının daraldığını gösterir. Elde edilen değerler yaşa ve cinse, boy uzunluğuna, göre ayarlanmış normal değerlerle karşılaştırılır. Bu şekilde yapılan değerlendirmeler, uygulanan tedavinin verdiği sonucun da değerlendirilmesine yarar.

Kandaki oksijen ve karbon dioksit basınçlarının Ölçülmesi, kan asitliğinin ya da bazlığının tesbiti de yararlıdır. İleri derecede gelişmiş olan süreğen bronşitte, kanın oksijen basıncı az, karbon dioksit basıncı çoktur. Bu hastalarda ağırlaşma, durumun daha da kötüleşmesine yol açar. Solunum yetersizliği sebebiyle kan asitliğinin artışı, solunum asidozu olarak adlandırılır.

Akciğerlerin görev yeteneklerini değerlendirmede kullanılan metodlar, solunum borularının çaplarını belirttiklerinden, astımlı hastalarda ve bronşitlilerde birbirine benzer sonuçlar elde edilir. Bazen bu sebeple, akciğerlerin oksijen geçirme yeteneklerinin de ölçülmesi gerekir. Amfizemlilerde azalmış olan bu yetenek, astımlılarda normaldir. Astımla bronşitin ayrılması için, mutlaka bu tür ayrıntılı incelemeler gerekmez; genellikle hastalığın gelişiminin ve belirtilerin incelenmesi bu ayırımı mümkün kılar.